İbn Rüşd Felsefesi
İbn Rüşd, İslam felsefenin yaklaşık beş asır süren altın çağının en başarılı ve en önemli isimlerinden biridir. Gerek antik ve helenistik felsefe, gerekse İslam ilim ve düşüncesi alanında o güne kadar oluşmuş bulunan zengin birikimi, yeniden ele alıp tartışarak farklı yorumlar getirmiş; geride bıraktığı ölümsüz eserler ve açtığı yeni ufuklarla Latin ortaçağını etkileyerek Batı’da rönesans fikrinin uyanmasında önemli katkı sağlamıştır.
İbn Rüşd, taibat felsefesinden psikolojiye, bilgi ve varlık felsefesinden din felsefesine kadar her alandaki farklı yaklaşım ve özgür görüşleriyle, Aristo’nun yalnızca sadık bir izleyicisi ve yorumcusu olmadığını ortaya koyan bir filozof, teori ile pratiği bir arada yürüten iyi bir hukukçu ve tabiptir.
Allah-kainat-insan ilişkileri bağlamında değerlendirdiği “insan” ve “din” gerçeğini düşünce sisteminin merkezine koyan bu seçkin filozof, beşeri bilginin imkanı, kaynağı değeri ve sınırını kendine özgü bir yorumla ortaya koymuştur. Onun özellikle din-felsefe ilişkileri konusundaki gerçekçi yaklaşımı, sadece İslam Dünyasında değil Batı’da da önemil tartışmalara kaynaklık etmiştir.
2009
İsaguci Mantığa Giriş
Ebheri, Hidayetü'l-Hikme ve İsaguci adlı eserleri, başta Selçuklu ve Osmanlı medreseleri olmak üzere İslam dünyasının birçok yerinde asırlarca ders kitabı olarak okutulan önemli bir düşünürümüz olmasına rağmen, bugüne kadar ne yazık ki hakettiği ilgiden mahrum bırakılmıştır. Bu mütevazi ilgiden mahrum bırakılmıştır. Bu mütevazi çalışmada bu ihmalin telafisine ve bir hakkın teslimine yol açılması ümidiyle onun hacim bakımından küçük, fakat ünü ve etkisi büyük olan İsaguci'sinin tenkidli metin ve Türkçe çevirisi sunulmakta; ayrıca "İsaguci geleneği" içindeki yeri vurgulanmaktadır.
1998
Filozofların Tutarsızlığı
İslâm düşüncesi literatüründe vahiy ile aydınlanan aklın din-felsefe ilişkisi bağlamında felsefeye yönelttiği eleştiriler yanında probleme getirdiği açılımlarla Doğu ve Batı'da haklı bir şöhrete sahip olan Gazzâlî'nin Tehâfütü'l-felâsife'si klasiklerimiz arasındaki müstesna yerini bugün de korumaktadır. O, bu eserinde Meşşâî metafiziğe ve Yeni-Eflâtuncu sudûr teorisine yönelttiği esaslı eleştirilerle, felsefenin dine alternatif olamayacağını ve hakikati temsil edemeyeceğini göstermeye çalışmıştır. Tehâfütü'l-felâsife ile başlayan "Tehâfüt geleneği" kelâm ve felsefe tarihinin her döneminde olduğu gibi günümüzde de hâlâ bir cazibe merkezi olmaya devam etmektedir.
2005





Son yorumlar
27 hafta 9 saat önce
35 hafta 4 gün önce
1 yıl 8 hafta önce
1 yıl 8 hafta önce